Gönderen Konu: Ders alınacak yazılar  (Okunma sayısı 11078 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı belalim

  • Forum Üst Yetkilisi
  • Kıdemli Üye
  • ****
  • İleti: 5041
    • E-Posta
Ders alınacak yazılar
« : Nisan 08, 2007, 10:03:47 ÖÖ »
Sokrates


Bir gün bir tanıdık büyük filozofa rastladı ve dedi ki, "Arkadaşınla ilgili ne duyduğumu biliyor musun ?"

Bir dakika bekle diye cevap verdi Sokrat. Bana bir şey söylemeden evvel senin küçük bir testten geçmeni istiyorum. Buna Üçlü Filtre Testi deniyor.

"Üçlü Filtre?"

Birinci filtre "Gerçek Filtresi" Bana birazdan söyleyeceğin şeyin tam anlamıyla gerçek olduğundan emin misin?"

"Hayır," dedi adam " Aslında bunu sadece duydum ve ....

"Tamam," dedi Sokrat Öyleyse, sen bunun gerçekten doğru olup olmadığını bilmiyorsun. Şimdi ikinci filtreyi deneyelim, " İyilik Filtresini."

Arkadaşım hakkında bana söylemek üzere olduğun şey iyi bir şey mi ?

"Hayır, tam tersi..."

"Öyleyse, "diye devam etti Sokrat. Onun hakkında bana kötü bir şey söylemek istiyorsun ve bunun doğru olduğundan emin değilsin. Fakat yinede testi geçebilirsin, çünkü geriye bir filtre daha kaldı. " İşe yararlılık filtresi."

Bana arkadaşım hakkında söyleyeceğin şey benim işime yarar mı?

"Hayır", gerçekten değil.

"İyi" diye tamamladı Sokrat; Eğer, bana söyleyeceğin şey doğru değilse, iyi değilse ve işe yarar, faydalı değilse bana niye söyleyesin ki ?

Çevrimdışı belalim

  • Forum Üst Yetkilisi
  • Kıdemli Üye
  • ****
  • İleti: 5041
    • E-Posta
Ders alınacak yazılar
« Yanıtla #1 : Nisan 08, 2007, 10:05:32 ÖÖ »
Esas Akıl


Bir akıl hastanesini ziyareti sırasında, adamın biri sorar:
Bir insanın akıl hastanesine yatıp yatmayacağını nasıl belirliyorsunuz?
Doktor:
Bir küveti su ile dolduruyoruz. Sonra hastaya üç şey veriyoruz. Bir kaşık, bir fincan ve bir kova. Sonra da kişiye küveti nasıl boşaltmayı tercih ettiğini soruyoruz.
Siz ne yapardınız?
Adam:
Anladım. Normal bir insan kovayı tercih eder. Çünkü kova kaşık ve fincandan büyük.
Hayır, der doktor.
Normal bir insan küvetin tıpasını çeker.

Sadece bize sunulanlar dışında çözüm bulmaktır akıl.

Çevrimdışı belalim

  • Forum Üst Yetkilisi
  • Kıdemli Üye
  • ****
  • İleti: 5041
    • E-Posta
Ders alınacak yazılar
« Yanıtla #2 : Nisan 08, 2007, 10:06:49 ÖÖ »
700 yıllık öğüt


"Oğul insanlar vardır safak vaktinde dogar, aksam ezanında ölürler.
Avun oğlum avun. Güçlüsün, kuvvetlisin, akıllısın, kelamlısın,
ama bunları nerede, nasıl kullanacagını bilemezsen sabah
rüzgarında savrulur gidersin.
Öfken ve nefsin bir olup aklını yener. Daima sabırlı, sebatlı ve
iradene sahip olasın. Dünya senin gözlerinin gördügü gibi büyük
degildir. Bütün fethedilmemis gizemler, bilinmeyenler,
görülmeyenler ancak senin fazilet erdemlerinle gün ısıgına
çıkacaktır. Ananı, atanı say, bereket büyüklerle beraberdir.
Bu dünyada inancını kaybedersen, yeşilken çorak olur, çöllere
dönersin. Açık sözlü ol, her sözü üstüne alma. Gördün söyleme,
bildin bilme.



Sevildigin yere sık gidip gelme, kalkar muhabbetin itibar olmaz.



Üç kisiye acı:
* Cahiller arasındaki alime,
* Zenginken fakir düsene,
* Hatırlı iken itibarını kaybedene.



Unutma ki, yüksekte yer tutanlar, asagıdakiler kadar emniyette degildir.
Haklı oldugunda mücadeleden korkma.



"Bilesin ki atın iyisine DORU,"
"Yigidin iyisine DELİ derler."

Çevrimdışı belalim

  • Forum Üst Yetkilisi
  • Kıdemli Üye
  • ****
  • İleti: 5041
    • E-Posta
Ders alınacak yazılar
« Yanıtla #3 : Nisan 08, 2007, 10:08:14 ÖÖ »
Düşündüren Cevaplar


Lafı uzatanlara ne yapmak lazım diye Farabi'ye sormuşlar, şöyle demiş.
-Uzun konuşanı kısa dinlemeli.

İngiltere Kralı George ile görüştüğü sırada, Gandi'nin üzerinde her zamanki gibi beyaz örtüsü vardır. Davetten çıkınca bir gazeteci sorar.
-Kıyafetiniz, bir kralla buluşmak icin yeterli miydi?
Gandi, hiç aldirmadan cevap verir:
-Kral, ikimize de yetecek kadar giyimliydi.

Necip Fazıl Kısakürek vapurla Karaköy'e geçerken, yanına biri yaklaşıp,
-Ustad, diye sormuş. Peygamberlere ne diye gerek duyuldu, biz kendimiz yolumuzu bulabilirdik.
Necip Fazıl, okudugu kitaptan başını kaldırmadan:
-Ne diye vapura bindin ki, yüzerek karşıya geçsene.

Kulaklarının büyüklüğü ile ünlü olan Galile'ye hasımlarından biri,
-Ustad, demiş. Kulaklarıniz bir insan icin biraz büyük degil mi?
-Gallie, dogru, demiş. Benim kulaklarım bir insan icin biraz büyük ama, seninkiler de bir eşşek icin fazla kücük sayılmaz mı?

-İncili Çavuş, Osmanlı elçisi olarak Fransa Kralına gönderildiginde, elbiselerinin bazı yerlerinde yama varmış. Kral, bunlari gorunce dayanamayıp:
-Bana senden başka gönderecek adam bulamadılar mı? diye sorunca,
-İncili Çavuş: Osmanlılar, adama gore adam gönderirler, cevabını vermiş. Beni de sana göndermelerinin hikmeti bu olsa gerek.

-Vaktiyle Fransa hükümet ricalinden biri Napolyon Bonapart'ı bir muharebede tenkide kalkışıp parmağını harita üzerinde gezdirerek,
-Önce şurasını almalıydınız, sonra buradan geçerek ötesini zaptetmeliydiniz, gibi fikirler yürütmeye başlayınca, Napolyon:
-Evet demiş, onlar parmakla alınabılseydi dedigin gibi yapardım.

Çevrimdışı belalim

  • Forum Üst Yetkilisi
  • Kıdemli Üye
  • ****
  • İleti: 5041
    • E-Posta
Ders alınacak yazılar
« Yanıtla #4 : Nisan 08, 2007, 10:09:22 ÖÖ »
Filozofun Cevabı


Eski çağlarda yaşayan bir filozof, daima gerçekleri söylediği için kralı kızdırmıştı. Kral filozofa ölüm cezası verdi ve ölmeden önce filozofun zekasıyla alay etmek için ona şöyle dedi:

- Ölmeden önce son bir cümle söylemene izin vereceğim. Bu söylediğin cümle doğru çıkarsa başın kesilecek; yalan çıkarsa asılacaksın.

Filozof, derhal bir cümle söyledi ve her iki ölümden de kurtuldu:

- Beni asarak öldüreceksiniz.

Şimdi, onu asmaya götürseler, filozof doğruyu söylemiş oluyordu ki o zaman asılması değil, başının kesilmesi lazımdı.

Yok eğer başını kesmeye götürseler, o zaman yalan söylemiş oluyordu ki asılması gerekti.

Böylece, onu ne asabildiler, ne de başını kesebildiler!

Çevrimdışı belalim

  • Forum Üst Yetkilisi
  • Kıdemli Üye
  • ****
  • İleti: 5041
    • E-Posta
Ders alınacak yazılar
« Yanıtla #5 : Nisan 08, 2007, 10:10:27 ÖÖ »
Güzel bir yorum


Adamın biri her zaman yaptığı gibi saç ve sakal traşı olmak için berbere gitti. Onunla ilgilenen berberle güzel bir sohbete başladılar. Değişik konular üzerinde konuştular. Birden Allah ile ilgili konu açıldı...
Berber: ` Bak adamım, ben senin söylediğin gibi Allah`ın varlığına inanmıyorum.`

Adam: ` Peki neden böyle diyorsun?`

Berber: ` Bunu açıklamak çok kolay. Bunu görmek için dışarıya çıkmalısın. Lütfen bana söylermisin, eğer Allah var olsaydı, bu kadar çok sorunlu, sıkıntılı, hasta insan olur muydu, terk edilmiş çocuklar olurmuydu Allah olsaydı, kimse acı çektirmez, birbirini üzmezdi. Allah olsaydı, bunların olmasına izin vereceğini sanmıyorum...

`Adam bir an durdu ve düşündü, ama gereksiz bir tartışmaya girmek istemediği için cevap vermedi.

Berber işini bitirdikten sonra adam dışarıya çıktı. Tam o anda caddede uzun saçlı ve sakallı bir adam gördü. Adam bu kadar dağınık göründüğüne göre belli ki traş olmayalı uzun süre geçmişti. Adam berberin dükkanına geri döndü.

Adam: ` Biliyor musun ne var, bence berber diye bir şey yok`

Berber: ` Bu nasıl olabilir ki? Ben buradayım ve bir berberim.` Adam: ` Hayır, yok. çünkü olsaydı, caddede yürüyen uzun saçlı ve sakallı adamlar olmazdı.` Berber: ` Himmm..... Berber diye bir şey var ama o insanlar bana gelmiyorsa, ben ne yapabilirim ki?` Adam: ` Kesinlikle doğru! Püf noktası bu! Allah var, ve insanlar ona gitmiyorsa, bu gitmeyenlerin tercihi. Işte dünyada bu kadar çok acı ve keder olmasının nedeni!`

Çevrimdışı belalim

  • Forum Üst Yetkilisi
  • Kıdemli Üye
  • ****
  • İleti: 5041
    • E-Posta
Ders alınacak yazılar
« Yanıtla #6 : Nisan 08, 2007, 10:11:26 ÖÖ »
Güzel bir ders


Japonya'da bir çocuk 10 yaşlarındayken bir trafik kazası geçirmiş ve sol kolunu kaybetmiş. Oysa çocuğun büyük bir ideali varmiş. Büyüyünce iyi bir judo ustası olmak istiyormuş. Sol kolunu kaybetmekle birlikte, bu hayali de yıkılan çocuğunun büyük bir depresyona girdiğini gören babası, Japonya'nin ünlü bir Judo ustasına gidip yapilacak bir şeyin olup olmadığını sormuş.
Hoca: Getir çocuğu,bir bakalim demiş.

Ertesi gün baba-oğul varmışlar hocanın yanına. Hoca çocuğu süzmüş ve: Tamam demiş. Yarın eşyalarını getir, çalışmalara başlıyoruz. Ertesi gün çocuk geldiğinde hocası ona bir hareket göstermiş ve "bu hareketi çalış" demiş. Çocuk bir hafta aynı hareketi çalısmış. Sonra hocasının yanına gitmiş. Bu hareketi ögrendim baska hareket göstermeyecek misiniz?" diye
sormuş.
Hocanın cevabı: - Çalışmaya devam et olmuş.
2 ay, 3 ay, 6 ay derken çocuk okuldaki bir yılını doldurmuş. Çocuk bu bir yıl boyunca hep o aynı hareketi tekrarlamış.
Hocanın yanına tekrar gitmiş: Hocam bir yıldır aynı hareketi yapıyorum bana başka hareket göstermeyecek misiniz?
- Sen aynı hareketi çalış oğlum. Zamanı gelince yeni harekete geçeriz.

2 yıl ,3 yıl, 5 yıl derken çocuk judodaki 10. yılını doldurmuş.
Bir gün hocası yanına gelip. ..."Hazir ol ! " demiş.. "Seni büyük turnuvaya yazdırdım. Yarın maça çıkacaksın!". Delikanlı şok olmuş. Hem sol kolu yok hem de judo da bildigi tek hareket var. Ünlü judocuların katıldığı turnuvada hiçbir şansının olmayacağını düşünmüş; ama hocasına saygısından ses çıkarmamış. Turnuvanın ilk günü delikanlı ilk müsabakasına çıkmış. Rakibine bildiği tek hareketi yapmış ve kazanmis. Derken.. ikinci ,üçüncü maç....çeyrek, yari final ve final...

Finalde Delikanlının karşısına ülkenin son on yılın yenilmeyen şampiyonu çıkmış. Tam bir üstat, delikanlı dayanamayıp hocasının yanına kosmuş. "Hocam hasbelkader buraya kadar geldik ama rakibime bir bakın hele. Bende ise bir kol eksik ve bildiğim tek bir hareket var. Bu kadar bana yeter. Bari çıkıp ta rezil olmayayım izin verin turnuvadan çekileyim."
- Olmaz demiş hocası. Kendine güven, çık dövüş. Yenilirsen de namusunla yenil.
Çaresiz çıkmış müsabakaya. Maç başlamış. Delikanlı yine bildiği o tek hareketi yapmış ve tak! Yenmiş rakibini şampiyon olmuş. Kupayı aldıktan sonra hocasının yanına koşmuş:

Hocam nasıl oldu bu iş? Benim bir kolum yok ve bildiğim tek bir hareket var. Nasıl oldu da ben kazandım?
-Bak oğlum 10 yıldır o hareketi çalışıyordun. O kadar çok çalıştın ki, artık yeryüzünde o hareketi senden daha iyi yapan hiç kimse yok bu bir,

İkincisi de o hareketin tek bir karşı hareketi vardir. Onun için de rakibinin senin sol kolundan tutması gerekir.

Çevrimdışı belalim

  • Forum Üst Yetkilisi
  • Kıdemli Üye
  • ****
  • İleti: 5041
    • E-Posta
Ders alınacak yazılar
« Yanıtla #7 : Nisan 08, 2007, 10:12:59 ÖÖ »
Mevlana ve Hacı Bektaş Veli


Bir adamcağız kötü yoldan para kazanıp bununla kendisine bir inek alır. Sonra, yaptıklarından pişman olur ve hiç olmazsa iyi bir şey yapmış olmak için bunu Hacı Bektaş Veli'nin dergahına kurban olarak bağışlamak ister. (O zamanlar dergahlar aynı zamanda aşevi işlevi görüyordu.)
Durumu Hacı Bektas Veli'ye anlatır ve Hacı Bektas Veli helal değildir diye bu kurbanı geri çevirir.

Bunun üzerine adam Mevlevi dergahına gider ve ayni durumu Mevlana'ya anlatır. Mevlana ise bu hediyeyi kabul eder. Adam aynı şeyi Hacı Bektaş Veli'ye de anlattığını ama onun bunu kabul etmemiş olduğunu söyler ve Mevlana'ya bunun sebebini sorar.

Mevlana şöyle der: Biz bir karga isek Hacı Bektas Veli bir şahin gibidir. Öyle her leşe konmaz. O yüzden senin bu hediyeni biz kabul ederiz ama o kabul etmeyebilir.

Adam üşenmez kalkar Hacı Bektas dergahına gider ve Hacı Bektas Veli'ye, Mevlana’nın kurbanı kabul ettiğini söyleyip bunun sebebini bir de Hacı Bektas Veli'ye sorar. Hacı Bektas da şöyle der:

Bizim gönlümüz bir su birikintisi ise Mevlana’nın gönlü okyanus gibidir. Bu yüzden, bir damlayla bizim gönlümüz kirlenebilir ama onun engin gönlü kirlenmez. Bu sebepten dolayı o senin hediyeni kabul etmiştir.

Çevrimdışı Gray D.Solar

  • Kıdemli Üye
  • ***
  • İleti: 2818
  • Whiplash!
Ders alınacak yazılar
« Yanıtla #8 : Nisan 08, 2007, 10:33:10 ÖÖ »
Sevgili Beyaz Adam,
Doğarım siyahım,
Büyürüm siyahım,
Güneşlenirim siyahım,
Üşürüm siyahım,
Korkarım siyahım,
Hastalanırım siyahım,
Ve ölürüm, hala siyahım,

Ve sen Beyaz Adam
Doğarsın pembesin,
Büyürsün beyazsın,
Güneşlenirsin kızarırsın,
Üşürsün morarırsın,
Korkarsın sararırsın,
Hastalanırsın yeşilsin,
Ve hâlâ utanmadan bana renkli dersin.
Emekli Elder Craft of, Twilight Zone
Geri döndü!

www.twilightuo.com

Çevrimdışı Gray D.Solar

  • Kıdemli Üye
  • ***
  • İleti: 2818
  • Whiplash!
Ders alınacak yazılar
« Yanıtla #9 : Nisan 08, 2007, 10:35:25 ÖÖ »
Diyelim ki balikmisim ben,
Sen de balikçi. Ikimizde biliriz
Sinege bile kiyamazsin.
Öyle bos oltayi atarsin denize,
Bilirsin salak olmadigimi,
Ama asik oldugumu bilmezsin.
Ben sana inat yakalanirim.
Sasirirsin,
Nerden çikti bu diye
Istedigin balik degil ki,
Oturmak iskelede.
Mecbur çekersin yukariya.
Aci çekiyorum ne de olsa.
Dedim ya kiyamazsin...
Uzanirim avuçlarina.
Dudaklarima dokunursun,
Igneyi çikartacaksin ya,
Yoksa sevdiginden falan degil...
Bilirim senin yaninda yasayamayacagimi.
Sen de bilirsin, öldürmeye kiyamazsin,
Bakarsin avucundaki aptal baliga,
Ben de sana...
Sonra beni kurtarmayi seçersin,
Ben avuçlarinda ölmeyi seçmistim oysa...
Birakirsin denize.
Yüzünde kahraman gülümseme.
Hayat kurtardin ya biraz önce.
Sessizce bogulurken mavilerde
Son kez bakarim iskeleye,
Iskeledeki aptal balikçiya,
Sen de kurtardigin baligina...
Emekli Elder Craft of, Twilight Zone
Geri döndü!

www.twilightuo.com

Çevrimdışı Qui

  • Yeni Üye
  • *
  • İleti: 24
Ders alınacak yazılar
« Yanıtla #10 : Nisan 08, 2007, 12:41:46 ÖS »
Bir baba evlenmek üzere olan oğluna tavsiyelerde bulunuyormuş. “Son tavsiyemi mutfakta anlatmak istiyorum” demiş. Mutfağı ve yemek yapmayı bilmeyen delikanlı “Olur” demiş çekine çekine…
Kahve çekirdekleri

Baba, ocağa aynı büyüklükte üç kap koymuş, hepsini suyla doldurup üçünün de altını yakmış. “Şimdi. İstediğim her şeyden iki tane vereceksin bana” demiş oğluna. Sırasıyla havuç, yumurta ve kavrulmamış kahve çekirdeği istemiş… Oğlu hepsinden ikişer tane vermiş babasına.

Adam iki havucu birinci kaba, iki yumurtayı ikinci kaba ve iki kavrulmamış kahve çekirdeğini üçüncü kaba koymuş. Her üçünü de yirmi dakika süreyle kaynatmış. Daha sonra kapları indirip yemek masasına buyur etmiş oğlunu. Yemek masasında üç tabak duruyormuş. Kaplarda kaynayan havuçları, yumurtaları ve kahve çekirdeklerini büyük bir özenle tabaklara yerleştirmiş. Sonra oğluna dönüp sormuş: “Ne görüyorsun?” Oğlu düşünürken açıklamaya başlamış. “Havuçlar haşlandıkça aslini kaybedip yumuşamış. Yumurtalar görünüşte bastaki gibi sert duruyorlar ama içleri katılaşmış. Kahve taneleri ise olduğu gibi duruyor, basta neyseler sonunda da öyleler…”

Sonra asıl tavsiyesine sıra gelmiş: “Evlilikte aşk ve şefkat birlikte olmalıdır. Aşksız bir evlilikte her iki es de su gördüğün havuçlar gibi birbirlerini tüketirler, eskitirler, pörsütürler. Şefkatsiz bir evlilikte ise esler birbirlerine ne kadar tahammül etseler de, su gördüğün yumurtalar gibi içten içe katılaşırlar, Birbirlerinden uzaklaşırlar. Aşkın da şefkatin de olduğu bir evlilikte ise, şartlar ne olursa olsun, esler tıpkı su kahve taneleri gibi, birbirlerinin yanında kalırlar, kişiliklerini yitirmezler. Kahve tanelerinin tekrar kaynatılmaya hazır olmaları gibi, onlar da birbirleriyle bas basa uzun yıllar geçirmeye isteklidirler.” Oğlu aldığı bu dersten tatmin olmuşa benziyordu.

“Asıl ders bu değil!” dedi baba. Oğlunun elinden tuttu, ocağın üzerinde bıraktığı kapların içinde kalan suları gösterdi. “Havuçlardan ve yumurtalardan arta kalan suya bak… İkisinde de bir tat yok.” Kahve çekirdeklerini çıkardığı kaptaki suyu yavaşça bir fincana boşalttı. Mis gibi taze kahve kokuyordu. Fincanı oğluna uzattı.”İçmek istersin herhalde!” dedi.

Oğlu kahvesini yudumlarken konuşmasını sürdürdü: “Kahve çekirdekleri gibi birbirlerini tüketmeyen eslerin paylaştığı yuva da iste böyle olur. Mis gibi. Temiz ve huzur verici. Başka herkesin fincanına koyup yudumlayacağı taze kahve gibi… Çünkü onlar birbirlerini harcamayarak, birbirlerine aşkla ve şefkatle davranarak hayata kendi tatlarını, kokularını ve renklerini katmayı başarırlar.
color=white]Rüyaları gerçekleştirmenin en iyi yolu uyanmaktır.[/color]

Çevrimdışı belalim

  • Forum Üst Yetkilisi
  • Kıdemli Üye
  • ****
  • İleti: 5041
    • E-Posta
Ders alınacak yazılar
« Yanıtla #11 : Nisan 08, 2007, 06:16:25 ÖS »
Sınıf, öğrencilerin gürültü patırtısıyla sallanırken sert görünümlü hoca kapıda beliriyor. Sınıfa bir bakış atıp kürsüye geçiyor.


 Tebeşirle tahtaya kocaman bir (1) rakamı çiziyor.
 "Bakın" diyor.

 "Bu, kişiliktir. Hayatta sahip olabileceğiniz en değerli şey..."


  Sonra (1)'in yanına bir (0) koyuyor:
  "Bu, başarıdır. Başarılı bir kişilik (1)'i (10) yapar".


  Bir (0) daha...
  "Bu, tecrübedir. (10) iken (100) olursunuz".


 Sıfırlar böyle uzayıp gidiyor:
  Yetenek... disiplin... sevgi...


 Eklenen her yeni (0)' ın kişiliği 10 kat zenginleştirdiğini anlatıyor hoca...

Sonra eline silgiyi alıp en baştaki (1)'i siliyor.

Geriye bir sürü sıfır kalıyor.

Ve Hoca yorumu patlatıyor:
       

"Kişiliğiniz yoksa, öbürleri hiçtir".

Çevrimdışı belalim

  • Forum Üst Yetkilisi
  • Kıdemli Üye
  • ****
  • İleti: 5041
    • E-Posta
Ders alınacak yazılar
« Yanıtla #12 : Nisan 09, 2007, 05:53:51 ÖS »
Adamın biri artık karısının eskisi kadar iyi duymadığından korkuyormuş ve karısının işitme cihazına ihtiyaç duyduğunu düşünüyormuş. Ona nasıl yaklaşması gerektiğinden emin değilmiş. Bu durumu konuşmak için aile doktorunu aramış: Doktor adamın karısının ne kadar duyduğunu anlayabilmesi için basit bir yöntem önermiş.

"Yapacağın şey şu, karından 40 adım ileride dur, normal bir konuşma tonuyla bir şeyler söyle; eğer duymazsa 30 adım ilerisinde aynı şeyi tekrarla, sonra 20 adım; cevap alana kadar aynı şeyi tekrarla"

O akşam karısı mutfakta akşam yemeğini hazırlaren adam işlemi uygulamaya koymuş. 40 adım uzaklıktan karısına normal bir konuşma tonuyla seslenmiş ;

Hayatım bu akşam yemekte ne var?

Cevap yok.

Mutfağa biraz yaklaşmış. Mesafeyi 30 adıma indirmiş ve soruyu tekarlamış;

Hayatım bu akşam yemekte ne var?

Hala cevap yok

Adam mutfağın kapısına gelmiş artık mesafe iyice azalmış ve soruyu tekrarlamış;

Hayatım bu akşam yemekte ne var?

Gene cevap alamamış

Bu sefer karısına iyice yaklaşmış ve aynı soruyu tekrar sormuş;

"Hayatım bu akşam yemekte ne var? "

"Hayatım beşinci kez söylüyorum, Tavuk“


Hikayenin ana fikri: Belki de genelde düşündüğümüz gibi problem daima karşımızdaki kişilerde olmayabilir. Problemlerin sebebini biraz da kendimizde aramalıyız.

Çevrimdışı Fenasi Kerim

  • Yeni Üye
  • *
  • İleti: 20
Ders alınacak yazılar
« Yanıtla #13 : Nisan 09, 2007, 11:04:19 ÖS »
Üstad delisin. :smt007
ok yakında ...!!!

Çevrimdışı manu

  • Üye
  • **
  • İleti: 398
    • E-Posta
Ders alınacak yazılar
« Yanıtla #14 : Nisan 10, 2007, 08:33:56 ÖÖ »
canakkale savaşında geçen bi olay
savaşta saka kime derler bilirmisiniz?
ben söleyeyim eşşek yada katırla erzak,su taşıyan kişilere denir.
bi gün 57. alayın sakası havada yüzlerde uçan mermiye ramen savaşmakta olan alayına su taşır.
bu sırada aceleden yanlışlıkla yanlış mevziye gider ve düşman askerlerin yanına düşer.
şaşkınlıgını gizlemeye çalışır ve ona silah dogrultan askerlere der ki: beni komutanım gönderdi. bu sıcakta suya ihtriyacınız oldugunu düşünmüş. buna çok şaşıran düşman askerler biras düşünür ve memnuniyetler karşılarlar ve sakanın eşşegine çikolata ve konserve doldurup geri gönderir. bir savaşta bu kadar hoşgoru başka nerde görülmüş? yüzlerce yıl önceydi insanların çogu cahildi ama savaşmalarına ragmen birbirlerine saygılıydılar peki şimdi nerde kaldı bu saygı?
amerikan askerlerinin neler yaptıklarını bütün dünya görüyor peki bu insanlar hic mi acıma duygusu hic mi vicdan duygusu yok ama suç onlardada değil onları oraya taşıyanlarda.
keşke dünya hic gelişmeseydi keşke dünya hep cahil kalsaydı keşke insanlar birbirlerine hep saygı gösterseydiler keşke hic  masum insanlar ölmeseydi. dünyadaki bu kahpe savaşların,uyuturucudan ölen insanların, hırsızlıkların hepsini sorumlusunu ben teknolojik gelişmeler olarak görüyorum. siz ne düşünürsünüz bilmem.
akın tarihimizin gercek yüzü www.kanuykusu.com