Sagritul öğürerek kusmaya başladı. Henüz uyanmamıştı. Sırt üstü yattığından kusmuk ağzına tekrar doluyordu. Praen, Sagritul’un başını düzeltti ve onu güzelce oturttu. Drow , hafif inlemelerle , çaresiz sayıklamalarla yavaşça gözlerini açtı. Burası başka bir yerdi. Önceki odayla karşılaştırılamayacak kadar lükstü ve şaşırılacak derecede drow mimarisinden esinlenilmişti.
-“Seni mahvedeceğim. Kafası bulanmış , adi , kendini bilmez , şerefs..”
-“Dersini almadın galiba. Dış görünüş aldatıcıdır dostum.”
-“Ben senin dostun değilim çatlak herif!”
Sagritul havayı kokladı. Bu iğrenç koku da neydi?
Praen, Sagritul’un zırhını çıkarmıştı. Sagritul kokunun kaynağını bulmaya çalışıyordu çünkü bu lanet olası koku dayanılmazdı. Gömleğine bakmayı akıl edememişti ki tiksinerek gömleği üzerinden çekiştirip attı.
-“Hey! Biz temizliğimize önem veren yaratıklarız.Bunu bana yapa..”
-“Sessizliği bozma. Konsantre olmaya çalışıyorum. Gölgeyi arıyordun değil mi? O halde çeneni biraz kapa.” Eliyle uzak köşedeki sıcak havuzu işaret etti.
Sagritul havuza doğru yollandı ve Praen bağdaş kurup konsantre oldu.
Deli adam yavaşça etrafındakilere kayıtsızlaştı. Sagritul’un havuza girerken çıkardığı gürültüleri artık duymuyordu. Omuzlarından parmaklarına doğru ilerleyen karıncalanma serisini ayaklarından dizlerine tırmanan bir başka dizi izledi. Uzak diyarlarda , çok eski zamanlarda yaşamış olan bir ırkın dilinden , elfçeden , Sagritul’un başta duyamadığı , duymaya başladığı zamanda da anlamadığı bir şeyler söyledi. Sagritul hareket etmiyordu. Bütün ilgisini şu deli dediği adama çevirmişti. Kim bilir ne yapıyordu.
Odanın loş ortamı birden kısa bir süre için parlak mora döndü ve sonra eski halini aldı. Delinin önünde küçük siyah bir nokta boşlukta dönüyordu. Döndükçe büyümeye başladı. Yavaş yavaş bir bozuk para büyüklüğünü aldı. Girdap gibi dönmeye devam ettikçe çevredeki enerjiyi içine çekiyordu. Sagritul havuzdan çıktı. Praen arkasını dönmeden eliyle ona yaklaşmamasını işaret etti. Deli haykırarak birkaç zarif kelime daha söyledi. Kara delik yavaşça büyümeyi sürdürdü. Son bir hece daha söyledi ve iki kaşının ortasının biraz üstünden sarı ışık huzmeleri çıkıverdi , portalı sardı ve çevreledi. Praen ayağa kalktı ve Sagritul’a giyinmesini söyledi. Sagritul artık karşı gelmiyordu. Suratında ürkek bir ifade vardı.
-“Bu nedir?”
-“Gölgenin Evlatları’na ulaşmak istiyordun. Sen uyurken onlarla irtibata geçtim ve bir sakınca olmadığını öngördüler. Bu boyutlar arası bir kapı. Buyur , geç. Arkandan ben de geleceğim.”
-“Pekala... Deli dediğim adam boyutlar arası bir kapı yaratabiliyor. Vhaerun bizi korusun.”
Sagritul kara delikten geçti ve kendini karanlık bir odada buldu. Karşısındaki masada karanlık simalar görüyordu. Ortadaki sırıttı ve sivri dişleri öne çıktı. Sagritul , deli adama bakmak için arkasını döndü. Gördüğü şeye çok şaşırmıştı çünkü kara delikten atlayarak geçen kişi Praen değil Calamity’nin ta kendisiydi.
-“ Demek sen de yuttun şu deli adam tiplemesini. Hiç mi bir şey öğrenemedin benden Sagritul? Yoksa ben mi çok iyi oynadım.” Sırıtarak ilerledi,Sagritul’un omzuna dostça dokundu ve masadaki yerini aldı.
Masada oturan diğer gizemli kişiler alçak sesli kahkahalarını tutamadılar. Ortada duran sivri dişli , sessizlik için elini öne uzattı. Bir anda sessizlik sağlandı ve adam Sagritul’a döndü. Hastalıklı ve pürüzlü ses tonuyla ağzından şu sözler dökülüverdi:
-“Ne istiyorsun?”