Gönderen Konu: Sessiz Tapınak  (Okunma sayısı 428 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

melancholy

  • Ziyaretçi
Sessiz Tapınak
« : Haziran 03, 2006, 03:27:13 ÖS »
BÖLÜM 1 – İHANET

“Dur!.. Yalvarırım!.. Kahretsin, napıyorsun sen!?” Sımsıcak çölün çatlak topraklarına yaslanmış, ayağa kalkmaya çalışan bir zavallı Nethan söylüyordu bunları.

“Neden yapıyorsun bunu,” diye bağırdı ağlayarak ve acıyla. Sebebi belinin sol tarafındaki kılıç yarası olmalıydı.

Ayaktaki uzun boylu genç adam ise elindeki kanlı kılıçla yerdekinin üzerine yürüyordu. Suratındaki ifadede sessiz bir delilik vardı.

“Ariel! Bu işe beraber başlamıştık, sorun ne şimdi? Ganimetse bırak evime elim boş döneyim, ama canımı bağışla, yalvarırım! Yirmi yıldan sonra sana güvenmiştim seni piç!” diye bir haykırış daha duyuldu.

Ariel denen adam o garip ifadeyle biraz daha yaklaştı. Gölgesi yerdeki adamın üzerine düştüğünde sırıtmaya başlamıştı bile. Elindeki kılıcı havaya kaldırdı ve yatay olarak savurdu. Kılıcın ucu yerdeki adamın boğazına isabet etti. Bir anda öğürmeler ve boş yutkunmalar eşliğinde etrafa kanlar fışkırdı.

Ariel yerdeki can çekişen adama arkasını döndü. Bakışları bir sağa bir sola gidiyordu.

“Burada tanrı olmaktan bahsediyoruz, 20 yıllık arkadaşlık mı buna mani olacak? Kimseye güvenemezdim. Tabii... Tabii...” diye mırıldandı ve bir anda kahkahayı patlattı.

Kamp kurdukları alandan arkadaşı daha ölmeden eşyalarını alarak ayrıldı. Arkadaşını öldürmemeliydi belki ama bazı işler riske atmaya değmezdi. Bir kaç ay önce kıyıya vurmuş bir geminin enkazından bir kitap bulmuşlardı. Garip bir el yazısı ile yazılmış kitapta N’ietra çölünün belli bir noktasından ve o noktadaki büyü çemberinde söylenecek belli sözlerden bahsediliyordu. Aylardır buraya gelmek için uzun mesafeler aşmışlardı. Sadece Ariel kitapta yazanları okuma zahmetine girmişti. Zaten gerizekalı Nethan her şeyi basite indirgerdi. Tek yaptığı da mataraları ve battaniyeleri taşımak olmuştu. Ariel ise hazineden çok dün gece kitapta yazan son cümleleri okuduğunda bu cinayete karar vermişti: “Sessiz tapınaktan canlı ayrılmasını beceren, kutsal mükafatı hakedecektir...”

İki gün boyunca ilerledi ve üç taşın işaretlediği büyü çemberini görebildi. Her taşın altında inanılmaz derecede değerli ziynetler olduğunu biliyordu ama kazmadı, umursamadı bile. Bir an önce üç taş ile çevrili olan alana geçti ve yere oturdu. Kitapta bahsedilen sözleri okurken bir yandan da dört bir yanındaki çöl toprağına elindeki bıçakla işaretler çiziyordu.

Çölün o bölgesinde zamanla şiddetli rüzgarlar belirmeye başladı. Ariel giderek korkuyor ama yine de durmuyordu. Son sözcükleri söylediğinde etrafındaki çöl toprağı gök yüzüne doğru şiddetle patladı. Ariel bir gökyüzüne uçsuz bucaksız uzanan bir hortumun içerisinde hızla dönüyordu. Avazı çıktığı kadar bağırırken kendin geçti...

BÖLÜM 1 - İHANET

"Dur!.. Yalvarırım!.. Kahretsin, ne yapıyorsun sen!?" Sımsıcak çölün çatlak topraklarına yaslanmış, ayağa kalkmaya çalışan bir zavallı Nethan söylüyordu bunları.

"Neden yapıyorsun bunu," diye bağırdı ağlayarak ve acıyla. Sebebi belinin sol tarafındaki kılıç yarası olmalıydı.

Ayaktaki uzun boylu genç adam ise elindeki kanlı kılıçla yerdekinin üzerine yürüyordu. Suratındaki ifadede sessiz bir delilik vardı.

"Ariel! Bu işe beraber başlamıştık, sorun ne şimdi? Ganimetse bırak evime elim boş döneyim, ama canımı bağışla, yalvarırım! Yirmi yıldan sonra sana güvenmiştim seni piç!" diye bir haykırış daha duyuldu.

Ariel denen adam o garip ifadeyle biraz daha yaklaştı. Gölgesi yerdeki adamın üzerine düştüğünde sırıtmaya başlamıştı bile. Elindeki kılıcı havaya kaldırdı ve yatay olarak savurdu. Kılıcın ucu yerdeki adamın boğazına isabet etti. Bir anda öğürmeler ve boş yutkunmalar eşliğinde etrafa kanlar fışkırdı.

Ariel yerdeki can çekişen adama arkasını döndü. Bakışları bir sağa bir sola gidiyordu.

"Burada tanrı olmaktan bahsediyoruz, 20 yıllık arkadaşlık mı buna mani olacak? Kimseye güvenemezdim. Tabii... Tabii..." diye mırıldandı ve bir anda kahkahayı patlattı.

Kamp kurdukları alandan arkadaşı daha ölmeden eşyalarını alarak ayrıldı. Arkadaşını öldürmemeliydi belki ama bazı işler riske atmaya değmezdi. Bir kaç ay önce kıyıya vurmuş bir geminin enkazından bir kitap bulmuşlardı. Garip bir el yazısı ile yazılmış kitapta N'ietra çölünün belli bir noktasından ve o noktadaki büyü çemberinde söylenecek belli sözlerden bahsediliyordu. Aylardır buraya gelmek için uzun mesafeler aşmışlardı. Sadece Ariel kitapta yazanları okuma zahmetine girmişti. Zaten gerizekalı Nethan her şeyi basite indirgerdi. Tek yaptığı da mataraları ve battaniyeleri taşımak olmuştu. Ariel ise hazineden çok dün gece kitapta yazan son cümleleri okuduğunda bu cinayete karar vermişti:

"Sessiz tapınaktan canlı ayrılmasını beceren, kutsal mükafatı hakedecektir..."

İki gün boyunca ilerledi ve üç taşın işaretlediği büyü çemberini görebildi. Her taşın altında inanılmaz derecede değerli ziynetler olduğunu biliyordu ama kazmadı, umursamadı bile. Bir an önce üç taş ile çevrili olan alana geçti ve yere oturdu. Kitapta bahsedilen sözleri okurken bir yandan da dört bir yanındaki çöl toprağına elindeki bıçakla işaretler çiziyordu.

Çölün o bölgesinde zamanla şiddetli rüzgarlar belirmeye başladı. Ariel giderek korkuyor ama yine de durmuyordu. Son sözcükleri söylediğinde etrafındaki çöl toprağı gök yüzüne doğru şiddetle patladı. Ariel bir gökyüzüne uçsuz bucaksız uzanan bir hortumun içerisinde hızla dönüyordu. Avazı çıktığı kadar bağırırken kendin geçti...

BÖLÜM 2 - SU OYUNU

Sanki yüzyıllar sonra ıslak bir zeminde uyanmıştı. Gözlerini açmadan ayağa kalktı ve o anda etrafındaki her şey birbirine girdi. Deprem oluyordu. Yer sarsılarak deniz gibi dalgalanıyordu ayaklarının altında. Dengesini korumaya çalışırken bu festivale tüm dünyayı dolduran bir gürültü eşlik ediyordu. Kulakları sağır olmak üzereydi. Yorgunluğu yetmezmiş gibi bir de dengede durmaya çalışıyor, depremle beraber başlayan o yüksek sesten dolayı da bayılacak gibi oluyordu. Sessizce ağlamaya başladı düşmemeye çalışıyordu bir yandan. Birkaç uzun dakikadan sonra titreşimin azaldığını fark etti. Yavaşça gözlerini açtı, etrafına baktığında suratında dev bir şaşkınlık ifadesi vardı. Çapı bir metreye yakın, alabildiğine uzanan sütunların desteklediği, yüz metreden daha yüksek olduğunu sandığı dev bir salondaydı. Yerler tamamen ıslaktı. Su, zemine o kadar düzgün yayılmıştı ki, yerdeki yeşil-siyah karışımı mermerlerden ayırt edilemiyordu. Yapı, dev ve boş bir tapınaktı sanki. Taştan inşa edilmişti. Duvarlara belli aralıklarla dikdörtgen delikler açılmıştı. Yere çok yakın, geniş ve uzun olan bu delikler bir dev için hazırlanmış pencereler gibiydi.

Dışarıyı rahatlıkla görüyordu. Pencerelerden içeriye dolan güneş, dev odada bir tek toz tanesinin bile olmadığını ispatlıyordu. Pencereden sızan güneş ışınlarının ulaşabildiği yerler dışında salonun büyük bir kısmı karanlık sayılırdı. Dev odanın sonunu göremiyordu.

Dışarıda kuşlar, yeşil ovalar, çeşitli böcekler ve bulutsuz bir gökyüzü vardı. Dışarıdan hiçbir  ses gelmemesi çok garipti. Odaya göz atmaya devam etti ve otuz-kırk metre ilerisindeki dev kapıyı gördü. Oraya gitmesi gerektiğini düşündü. Kaçmalıydı, çıkmalıydı buradan... Ve bir adım attı...

Tüm dünya o adımla beraber kaymaya, renk değiştirmeye, ve mide bulandırıcı biçimde sarsılmaya başladı. O derinden gelen gürültü tekrar ortaya çıktı. Dışarıdaki kuşlar hiçbir şey olmamış gibi halkalar çizmeye devam ediyordu kendi dünyalarında. Tabii onlar birer kuşsa. Artık görüntüleri tam olarak seçemiyordu. Bu durumuna körlükten ziyade görüş-ötesi denilebilirdi.

Bayılmamaya çalıştı. Tüm renkler bir anda beş kat parlaklaşıyor, gözünü yakıyor,sarsıntıyla beraber iç içe girip, ayrışıp, birleşiyorlardı. Dev salon, güneşten on kat parlak bir yapıya kavuşuyordu. Sütunlar yamulup birbirine dolanıyor, ışıklar saçarak dans ediyorlardı. Yavaş yavaş sarsıntı azaldıkça her cisim kendi renk tonunu almaya, sütunlar düzleşip eski şekillerini almaya, oda, yamukluk ve çarpıklıktan kurtulup, akli dengesini yitirmeyen birine normal gelecek biçime dönmeye başlıyordu. Normal insanların başına gelmediğini düşündüğü bu garip olaya ilk defa tanık olmuştu.

Yerdeki, bir santimetreyi geçmeyen su tabakasına baktı, su dalgalandıkça gerçeklik ve normallikte dalgalanıyordu. Çıplak ayaklarından birini yavaşça hareket ettirdi ve aynı anda eskisinden daha alçak bir gürültü geldi derinlerden. Yine başlıyordu çarpıklık. Çıplak vücuduna baktığında teninin rengi açılmaya başladı, açıldı, açıldı ve en son güneş kadar yakıcı,parlak bir kırmızıya dönüşüp gözlerini almaya başladı. yerdeki suyun dalgalanması yavaşladıkça renkler tekrar solmaya ve normale dönmeye yüz tuttu.

Buradaki amacını, geliş sebebini hatırlamak, tahmin etmek istedi ama başaramadı. Bırakın kendi ismini, yer çekimi ve yerdeki suyla ilgili etki-tepki mantığı dışında hiçbir şey bilmiyordu. Biraz daha kafa patlattı kendi kendine. Çaresizlik onu teslim almak istiyordu. Bomboş bir kafayla, olmak istemediği bir yerde, çözemediği bir sistemdeydi. Burada ölecekti, cehennem miydi burası yoksa? Ama ateş yerine su vardı her yerde. Paniğe yenilmeye başladıkça titremesi artıyor, başı dönmeye, vücudu uyuşmaya başlıyordu.

Artık korkuya teslim olmuştu. Etrafına kocaman gözlerle baktı. Kalp atışı ve nefes alıp verişi gitgide hızlanıyordu. Alnından soğuk terler, burnunun kenarından süzülerek zemine düşüyor, küçük dalgalanmalara ve paradokslara yol açıyordu bu garip dünyada. Hızlı ve derin nefesler alıp verirken bir yandan da histerik bir şekilde inliyordu. Bir şeyler yapmalıydı, tadı kaçmaya başlamıştı artık. Bakışları, akli dengesini bozmuş insanlarınki gibi, odada hızlı hızlı bir yerden bir yere kayıyordu. Bir süre daha panik içerisinde aklını korumaya çalıştı ve başaramayıp, çıkış kapısına doğru koşmaya başladı. Her adımında bir deprem oluyor, hemen yanı başında bir gök gürültüsü kopuyordu. Daha beş metre bile yol almadan gözleri sulanıp kan çanağı olmaya, burnundan ve kulaklarından oluk oluk kanlar akmaya ve midesi müthiş bir hızla bulanmaya başlamıştı bile. Midesine birbiri ardına giren kramplar yüzünden iki büklüm oluyordu koşarken. Tenini, bacaklarını, vücudunun herhangi bir yerini hissedemiyordu eskisi kadar. Bedenini başka birisi kullanıyordu sanki.. Başının döndüğünü söylemeye bile gerek yoktu, tüm dünya zaten bir ressamın paleti gibi karmakarışık bir hal almıştı. Daha kapıya ulaşamadan ( kapının nerede olduğunu kaybetmişti zaten) yere devrildi. Sırtüstü yatarak tavana doğru döndü, kocaman gözlerindeki korkuyla tiz bir çığlık attı. Ölüyordu...

BÖLÜM 3 - UYANIŞ

İrkilerek kafasını geriye attı.

"Hadi Ariel, ne düşünüyorsun, ne yazıyor kitapta?" Arkadaşı Nethan'ın sesiydi. Bakışlarını kaldırdığında karşısında soru soran bakışlarla kendisine baktığını gördü. "Bir hazineden bahsediyor değil mi?"

Ariel şiddetle geriye attı kendini. İnleyerek ayağa kalmaya çalıştı, hayalet görmüşe benziyordu. Etrafına baktı, elindeki kitaba baktı ve iyice şaşkınlaştı. Yavaş yavaş herşeyi anlıyordu. Kitapı kapattı ve tüm gücüyle denize fırlattı.

"Ne yapıyorsun? Niye yaptın bunu!?" Nethan şaşırmıştı.

"En doğrusu bu dostum! Sakın sorma niye yaptığımı. Hadi gidelim buradan ve..." ağlamaya başladı, "Özür dilerim!"

Nethan ne olduğunu anlayamamıştı ama Ariel'i ilk defa bu kadar üzgün görmüştü. Arkadaşına sarıldı ve beraber kayalık deniz kıyısını terkettiler.

Aşağıda hikaye ile ilgili iki adet 3d tasarım bulunmakta, ikisi de tarafımdan hazırlanmıştır (3D Studio MAX kullanarak).

Okuduğunuz için teşekkürler..




Venefil Ex'Burn

  • Ziyaretçi
Sessiz Tapınak
« Yanıtla #1 : Haziran 03, 2006, 03:38:20 ÖS »
insan bi slm verir  :smt016
henüz okumadım akşama okuyacam işallah

melancholy

  • Ziyaretçi
Sessiz Tapınak
« Yanıtla #2 : Haziran 03, 2006, 04:17:00 ÖS »
Slm vermeye tırstım desem :)

http://www.revolutionuo.co.uk/forum/viewtopic.php?t=3500

Bu arada eski bir hikayeydi. Okumamış olan çoktur herhalde, temizlikler yüzünden...

WaDe

  • Ziyaretçi
Sessiz Tapınak
« Yanıtla #3 : Haziran 03, 2006, 04:58:37 ÖS »
Hatırlıyorum da 3d çalışmalarını bir sitede yayınlıyordun.. Linki verirsen sevinirm :deimos:


Ayrıca yazın hoş olmuş..

melancholy

  • Ziyaretçi
Sessiz Tapınak
« Yanıtla #4 : Haziran 03, 2006, 05:37:08 ÖS »
Tabii ki Wade, link bu:
http://www.ida.forgottenlance.com

Ayrıca okuduğun için sağol  :smt023

Çevrimdışı Chamberlain

  • Kıdemli Üye
  • ***
  • İleti: 1144
Sessiz Tapınak
« Yanıtla #5 : Haziran 03, 2006, 05:40:40 ÖS »
Bu yazıyı yarışmaya katıldığında da okumuştum.o zmnda güzel olduğunu söylemiştim.
aster of Fortune In Lies

Lazarus Nightfall

Nightfall
quietly crept in and changed us all.

Ryujin_Ex'Burn

  • Ziyaretçi
Sessiz Tapınak
« Yanıtla #6 : Haziran 03, 2006, 05:51:20 ÖS »
Güzelmiş . Eline sağlık .

KillBill Fontana

  • Ziyaretçi
Sessiz Tapınak
« Yanıtla #7 : Haziran 03, 2006, 06:00:49 ÖS »
Block Mind ellerine sağlık :D

Çevrimdışı bLcksn

  • Üye
  • **
  • İleti: 260
Sessiz Tapınak
« Yanıtla #8 : Haziran 04, 2006, 12:02:08 ÖS »
Alıntı yapılan: "KillBill Fontana"
Block Mind ellerine sağlık :D

 :wink:
size=9]Retired Ultima Online Player[/size]

Çevrimdışı Terorst De'nogua

  • Üye
  • **
  • İleti: 974
Sessiz Tapınak
« Yanıtla #9 : Haziran 04, 2006, 01:18:38 ÖS »
Alıntı yapılan: "Ryujin_Ex'Burn"
Güzelmiş . Eline sağlık .
Reflex Famagustian*
*Teror Famagustian*
*Terorst De'Nogua*