Katillerin saldırısına uğrayan iki arkadaş Fuzi ve Angmar madenin içinde adeta kuyruğuna basılmış bi yılan edasıyla yerde kıvranıyorlardı. Angmar’ın yarası fazla büyük olmadığı için yerinden doğruldu ve Fuzi’ye doğru yürümeye başladı. Fuzi göğsünden yaralanmıştı ve çok acı çekiyordu. Angmar Fuzi’nin yanına yaklaştı ve:
- “Kardeşim, beni yarı yolda bırakma. Daha nice güzel günlerimiz var.” dedi.
Fuzi çok acı çekerek:
- “Angmar, ben ölüyorum. Tavan arasında…”
Fuzi’nin sözleri yarım kalmıştı. Ve orada can verdi. Acaba tavan arasındaki şey neydi? Öncelikle Angmar acı çekerek köy merkezine doğru yürümeye başladı. Yolda görenler Angmar’a yardım ettiler ve onu healer’ın yanına götürdüler. Yarasına pansuman yapıldıktan sonra kendini biraz iyi hissetmeye başladı. Fakat tam kendine gelebilmesi için birazcık uyuması gerekiyordu. Angmar rüyasında madendeki baskını hayal ediyor ve uykusunda ağlıyordu. Ve aklında Amras’ın o iğrenç kahkaha sesi geliyordu. Kafasında hala “tavan arasındaa..” sözü vardı. Acaba tavan arasında ne vardı?? Artık iyileşmek ve tavan arasına bakmak istiyordu yoksa deliye dönecekti. Sonra Angmar’ı evine götürdüler ve Angmar’ın annesi Silmarwen –sarı saçlı, mavi gözlü, hafif kilolu, Minoc Köyü’nün en güzel kadını- çok telaşlanmış olmalı ki oğlunu görünce birden gözlerinden yaşlar boşaldı. Oğlunu aldığı gibi odasına çıkardı ve o güzelim bembeyaz çarşaflı, kuş tüyü yatağına yatırdı. Ve birden Angmar bir ağrı hissetti. Bu ağrının nedeni Angmar’ın doğuştan gelen karnındaki yanık yerdi. Ok tam yanık yerin içinden geçmişti. Hala çok yanıyordu. Angmar’ın iyileşmesi birkaç haftayı alacağa benziyordu. Aradan 2-3 ay geçmişti ve Angmar kendini tam anlamıyla toparlamıştı. Artık o tavan arasına bakması gerekiyordu. Sonunda dayanamadı ve yatağından kalktı Fuzi’nin evinin yolunu tuttu. Yolda giderken köy halkı onu teselli etmeye çalışıyor ve acısını dindirmeye çalışıyor fakat başarılı olamıyorlardı. Çünkü bu unutulacak bir acı değildi. En yakın arkadaşını kaybetmek… Sonunda o taşlı yollardan Fuzi’nin o eskimiş tuğladan yapılmış 3 katlı evine vardı. Kapının yanına geldi ve o tahta kapıyı yumruklayarak çaldı. Kapıyı Fuzi’nin annesi Idril –siyah saçlı, kahve rengi gözlü, kısa boylu, kilolu bir kadın- kapıyı açtı. Angmar’ı karşısında gören Idril sanki gerçek oğlu Fuzi gelmişçesine Angmar’ın boyuna sarıldı ve hıçkıkarak ağlamaya başladı. Sonra Angmar’ı içeri buyur etti. Angmar botunu çıkardı ve içeri doğru yürümeye başladı. Angmar etrafına bakındı ve daha öncede çok gelip gittiği evde bir değişiklik olduğunu fark etti. Duvarlarda hep Fuzi’nin resimleri ve Fuzi’nin kazma ve kürekleri asılıydı. Evi sanki müze yapmış gibilerdi. Angmar salona geldi ve sandalyeye oturdu. Çok üzülüyordu. Böyle olmasını hiç istemezdi. Uzun bir konuşmanın ardından Angmar Idril’e
- “tavan arasına bakabilirmiyim?” Dedi.
Ve Idril başını salladı. Angmar tavan arasına çıktığında tavan arasında masanın üstünde küçük bir sandığın olduğunu gördü. Ve dönüp Idril’e sordu:
- “Bu sandık Fuzi’nin miydi?” dedi
- “Evet. O oğlumun özel kutusuydu. Kimseyi yanına yaklaştırmazdı. Bir tek sen hariç..” dedi.
Angmar kutuya doğru yürümeye başladı ve kutunun yanına geldiğinde elleri titriyordu. Elini uzattı ve kutuyu açtı…
Bu benim 2. hikayem daha doğrusu 1.nin devamı.. 3.yü şimdi foruma koyuyorum.. Sağlıcakla..