Başlangıç...
Yorucu bir günün ardından kendini verandadaki koltuğuna bırakan yaşlı cüce, sıkıntılı bir ruh haliyle piposunu, geçen güz döneminin en nadide hasatlarından sakladığı son parça tütünüyle yaktı. İç çekercesine aldığı nefesler arasında gözünü, önünde uzanan yer yer zifiri karanlık yer yerse evlerden sızan kü*** ışıklarla aydınlanan patika yolun görünmeyen karanlığına dikmiş bekliyordu.
Bekledikleri vardı, gelmeyenler, gecikenler... Yılın bu zamanına kadar çoktan gelmiş olması gerekenler...
Yaşlı cüce bu gece de gelen giden olmayacağına karar verip canı sıkılmış şekilde mahzene inip kendi için sakladığı birkaç cüce birası fıçısından birini kucaklayarak yukarı geldi. Maşrapasını tekrar tekrar doldurmakta gecikmezken düşüncelere dalmıştı. Neredeydiler? Neden gecikmişlerdi? Kötü ve zorlu şeylerle karşılaşacaklarını zaten biliyordu ve hepsine güveni vardı, hepsinin bir şekilde tüm güçlüklerin üstesinden geleceklerini biliyordu fakat bu gecikmeyi hiç beklemiyordu, sevmemişti. Nedensizlik, belirsizlik ve bu bekleyiş iyice sinirlerini bozmuştu artık. Fıçının dibini gördükten sonra daha fazla içmenin bir anlamı olmadığına karar verip yatağına doğru yol aldı..
Uykuya dalmadan önce son sözleri bekledikleri için fısıldadığı birkaç hayırduasıydı…
Şafağa bir kaç saat kalaydı cüce dışarıdan gelen fısıldamalar ve telaşlı ayak seslerine uyandığında. Kendine gelip gayri ihtiyari zırhını kuşanması neredeyse hiç vaktini almadı. Fakat bilinci zamanın izleri ve gece tükettiği bir fıçı cüce birasının etkisiyle hala biraz çakırkeyifti. Kulak kesilip dışarıda neler olduğunu anlamaya çalıştı. Evin dışında biri ya da birileri vardı ve bir telaş içerisinde hareket ediyor, bir şeylerden kaçıyor ya da bir şeyleri kovalıyorlardı.
Cüce sadece evi bilenlerin kullandığı arka çıkıştan olabildiğince sessizce arka bahçeye ve bahçenin arkasındaki ormanlara doğru emin adımlarla yol aldı. Dışarıdakilerin telaşı cücenin istemsizce çıkardığı seslere dikkat etmelerini engelliyordu. Cüce ormanın derinlerine doğru bir müddet ilerledikten sonra seslerin arttığını fark edip bir ağacın arkasına görünmeyecek şekilde saklanıp, kendi olduğu tarafa doğru koştuğunu fark ettiği üç şekli dikkatlice inceledi.
Yıllarca madenlerin karanlığına alışmış gözleri şekilleri hataya mahal vermeyecek şekilde tanıdı ve kalbi çoktan damarlarına kan basmaya başlamıştı bile o an. İçine bir öfke ve nefret dolduğunu hisseden cüce bıraktı öfkesi vücudunu ele geçirsin. Ağacın arkasında, elinde sayısız savaşın izini gururla sergilediği baltasıyla bekledi; izin verdi gelsinler ta ki baltasının menziline girene kadar...
İlk yaklaşan yaratık daha ne olduğunu anlayamadan göğsüne inen dirsek darbesi ve kırılan bir kaç kaburganın verdiği acı için çıkardığı boğuk bir iniltiyle kendini çalılıklar arasında bulmuştu. Arkadaşları çalılıklar arasına uçarken ne olduğunu anlamaya çalışan diğerleri ise daha ne olduğunu tam idrak edemeden cüce baltasıyla birini biçmiş diğerine dönüp baltasını tehditkar şekilde elinde tutuyordu. Karşısındaki son rakibi hemen amatörce bir savunma pozisyonu almaya çalışsa da cücenin güçlü kolları karşısında pek şansı yoktu. Cücenin hiddetle savurduğu baltalardan korunmak için sürekli geri çekilmek zorunda kalıyor arada bir de pek bir işe yaramayıp sadece kolunun uyuşmasına sebep olacak şekilde kılıcını başının üstünde tutup darbeyi karşılamaya çalışıyordu. Cüce ile savaşta yenişemeyeceğini anladığı an öyle büyük bir aptallık yapıp kaçmaya kalkıştı ki bu hareketi cücenin yüzünde kirli bir gülümsemeye sebep oldu. Cücenin belindeki kısa baltasını çekip düşmanının sırtında bir zafer bayrağı gibi dalgalandırması zaman almadı.
Cüce tehlikenin farkındaydı öldürdüğü sadece bir kaç tanecik orktu. Peki neredeydi bu grubun geri kalanı? Orklar yalnız başlarına yada 3-5 kişi gezmezlerdi. Yıllarca yaşadığı deneyimlerden bunu çıkarmak çocuk oyuncağıydı ve bu orklar bir şey ya da bir şeylerden kaçıyorlardı ki bu kadar dikkatsizlerdi.
Cesetlere şöyle bir göz attığında zaten bir kargaşa ya da kavgadan kaçtıklarını anladı, ikisinin hali hazırda kü*** fakat yeni yaralar almış olduğunu gördü, diğeri çalılara fırlattığı ise yanına silahını dahi almamıştı.
Cüce neler olduğunu anlamaya karar verip orkların geldiği tarafa doğru hızlıca yol almaya başladı. Koşarken etrafında bir ya da bir kaç tane daha kaçan ork olduğunu fark etti ama cücenin amacı kaynağa ulaşmaktı. Ormanın içinde ilerledikçe çarpışma sesleri gelmeye ve gittikçe yükselmeye başladı. Devam etti, vücudunu saran heyecan dalgasıyla hızlandı ve bir kaç ağaç ötede seslerin yoğunlaştığını fark etti.
Ormanda ağaçlar sık ve gürdü, yaklaştıkça kü*** bir kampa geldiğini ve kampın tepesinde bir büyücünün işine benzeyen bir ışık huzmesinin alanı aydınlattığını fark etti. Son ağaç dizisini de geçip kendine doğru koşan çıkışı arayan orkların önüne attı kendini. Ayağını yere sağlamca basıp durdu ve bekledi baltasını hevesle savurmaya hazırken.
İşte tam o sırada karmaşanın ortasında tanıdık sesler duydu..
"Orfin! Orfin! İndir onları, eğlenceye katıl!" Ardından güçlü tok bir kahkaha havada patladı...
Orfin sesi tanımıştı.
"Reorx! Seni tanrının cezası ayyaş cüce! Bensiz parti veriyorsun ve pisliklerini ben toplamak zorunda kalıyorum ha!" diye çıkışırken kendisine doğru koşan ilk ork, boynunu başının üstünde tutmaya çabalayarak bir diğer orkun üstüne devrildi.
"Yolculuğu biraz eğlenceli kılalım dedik yaşlı dostum hemen de kızma! Bak kimler var burada!" diye bağırdı Reorx ve elindeki kü*** baltayı Orfin'in dikkatini çekmek istediği yöne doğru fırlatıp bir kolcunun etrafını çevirmiş üç orktan birinin sırtına mıhladı.
Rakiplerinden birinin düşmesiyle açılan boşluktan yararlanarak kılıcını savuran kolcu bir diğer orku da biçip; "Üstad geciktin, biz de tüm orkları sensiz öldürmek zorunda kalacağız diye üzülüyorduk!" diye bağırıp tiye alır gibi bir kahkaha ile beraber yeni rakibine doğru hamle yaptı..
Kolcunun sesini duyan Orfin karmaşa arasında daha da hiddetlenerek "Rhyme! Seni tozlu kolcu! Bir baykuş yerine evimin bahçesine orklar göndermek tam senlikti zaten, anlamalıydım!" diye bağırdı. Fakat arkasında bir sıcaklık hissedince bir anlığına ardına göz atıp yanmakta olan bir grup orkun çok yakınından kaçıp gittiğini gördü.
Orkların kaçtığı yere doğru bir göz atınca bembeyaz cüppesi içindeki bir büyücünün ateşle parlayan elleri dikkatini çekti. Kendini tutamayıp "Hey o ateşli elleri benden uzakta tut, yoksa ellerine yazık olur!" diye bağırdı. Büyücünün cevabı gecikmedi; “Kusura bakma Orfin, ateşi sadece demir ocağında sevdiğini unutmuşum.". İkisi de birbirlerine bakıp gülüştüler.
Çarpışma gittikçe azalan bir tempoyla devam etti, etraftaki orkların azalmasıyla da tamamen bitti…
Çarpışmanın bitmesiyle yanyana gelen dostlar, şaşkın şaşkın birbirlerine baktılar, her biri konuşmaya ilk kimin başlayacağını merak ediyordu. Ve beklendiği üzere patlayan Orfin oldu.
"Sizi kü*** pislikler! Sizi de şu orklar gibi mıhlamalıyım! Çok geciktiniz! Habersiz ve merak içinde bıraktınız beni! Tek tek acısını çıkartacağım ama merakınız olmasın!"
Orfin'in beklendik patlamasıyla havada donup kalan sessizlik bir anda gülüşmeler ve kahkahalarla doldu.
"Bana anlatacak çok şeyiniz olmalı, olmalı ki size acıyayım canınızı yakmadan önce biraz zaman tanıyayım nefes almanıza." diye devam etti Orfin ve hana giden yolda başı çekti, ekibin geri kalanıysa neşeli ama sessiz şekilde kızgın cüceyi takip ettiler.
Han'a geldiklerinde tek özlem duydukları o huzurlu yere, hepsinin hayatlarını değiştiren o eski kadim hana; Kaynar Kazan'a yine hayranlıkla baktılar...
Kaynar Kazan… Her büyücünün büyünün potası içerisinde eritilip şekillendiği, her savaşçının çeliğin kıvılcımıyla ateşlendiği o güzel yuva… Büyünün ve çeliğin aynı potada eritildiği tek mekan…
Aynı masaya oturup Orfin'in cüce birasından bir fıçı ile masalarını süsleyerek her biri hikayesini anlatmaya başladı… Kendilerine "Soulforge" mührü veren hikayelerini...
Ve işte eksikleri de, beklenenleri de olsa aile bir aradaydı yine, yeni ve yeniden…