Öncelikle bunu biraz Role play tadında yazmak istedim. Ve Phoenix Ex'Burn ile ilgili yazamıyorum onun tam hikayesinide yazacağım bir ara.
Sıcak bir yaz gecesi doğmuştu Hermit, Babası Evil's Tears o dönemde Moonglow'un aristokratlarından ve saygı gören bir insandı. Fakat madalyonun arka yüzü ise Evil's Tears Moonglow ve çevresindeki katliamları finanse eden yöneten hatta bazı katliamları bizzat kendisi yapmış bir katildir. Genç yaşta Hermit'in büyüye yeteneği fark edilmişti. Yaşıtlarından daha olgundu. 15 yaşına geldiğinde ise ileri düzey kara büyüleri öğrenmek için Strom Xante ve Mortal Dra'Jan dan dersler almıştır. (ileride bu 3 lü çok canlar yakacaktır hem birbirlerinin hemde etrafındakilerin)
Ve bir gün korkulan oldu. Evil's Tears'ın gerçek yüzü ortaya çıktı. Durumu Black Dragon's loncasına ileten Lord British Evil's Tears'ın infaz kararını onamıştır. Ve Moonglow meydanda idam gerçekleşecektir. Son arzusunu sordular ona. Oda "Oğlumu görmek istiyorum" dedi. Hermit geldi. Evil's Tears Hermit'e hiç konuşma fırsatı vermeden "Artık benim Vadem doldu evladım. Ben katil grubunun Lordlarından biriyim. Ve bizde bu ünvan babadan oğula geçer. bu parşomeli al ve bu büyüyü ben öldükten sonra yap ve hemen kaç" dedi. Ve oğluna sarıldı.
İdam gerçekleştikten kısa bir süre sonra. Hermit parşomeli açtı büyüleri sözleri fısıldamaya başladı. Gözleri bembeyaz olmuştu. Yarı trans halindeydi. Ve birden bire meydanda ne kadar kişi varsa üzerlerine yıldırımlar düşmeye başladı. Çoğu yaşamını yitirdi çoğu ise ağır yaralıydı. Birden bire Hermit kaçmaya başladı. Orman'ın derinliklerine ve Moonglow'un güneyinde onu bekleyen gemiye bindi. Gemi kendisini Vesper'de bırakacaktı.
Vesper'e gidene kadar yaptığını sindiremedi ağladı. Ellerine kan bulaşmıştı artık. Ve büyük bir tövbe etti. Bir daha asla karıncaya bile zarar vermeyecekti.
Vesper'de sakin hayatına devam ederken. Birgün bir bayan çıktı karşısına zehirlenmiş ve yaralıydı.Onu evine aldı ona baktı. İsmi Rose'du ve çok güzeldi. Rose'un büyüye karşı Hermit gibi doğuştan bir yeteneği vardı. Hermit onu eğitmeye başlamıştı. zarar verici büyüler değildi bunlar. Ve mutlulardı.
Ama Rose'un Hermit'le paylaşmadığı bazı sırları vardı. Rose nişanlıydı. Hemde Moonglow'u yöneten meclisin bir üyesinin oğlu ile. Virtual De'viance... Ve 6 aydır Virtual Rose'u arıyordur.
Birgün aradığının Vesper ormanlarında olduğunu duyarak bu ormanları aramaya başladı. Yanında usta savaşcılardan bir grup ve katillerin kellesini toplamaktan zevk alan psikopat kardeşi Painkiller'da vardı. Kaçınılmaz son belliydi.
Hiç konuşma fırsatı vermeden Ormanda Rose'u sıkıştırdılar. Ona zarar vermeye başladılar durumu hisseden Hermit cübbesini ve asasını alarak rose'un yanına koştu tam sihirli cümleler ağzından çıkarken birden sırtında bir mızrak belirdi. Bu painkillerdı. Bakın bir katil yakaladım hemde Moonglow meydan katliamını yapan adam dedi. Virtual bunu duyunca küplere bindi. Rose'a bir tokat attı ve Hermit'in boğazını sıkmaya başladı. Ve birden bire kınından çıkardığı Hançerle Hermit'in dilini kesti....
Dilini kaybetmiş olan Hermit artık bir işe yaramayacağını düşündüklerinden Korsanlara köle olarak sattılar. Gemide kürek çeken biriydi. Gemi kaptanı bir gün geminin çok yavaş gitmesinden şikayet ederek aşağıya indi. Ve Hermit'in sırtını gördü.
Haki yeşil bir dövme vardı Alev gibiydi bu dövme sadece Pk lordları ve onların vasisinde olurdu. Ve doğar doğmaz çocuğa yapılırdı. İnanamadı ve hemen meşaleyi alarak hermit'in sırtını yaktı. Yeşil olan dövme birden bire kıpkırmızı olmuştu. Kaptan " Lanet Olsun. Köle olarak aldığımız adam Son Pk lordu" dedi. Çünkü Evil's Tears'dan sonra atanan vekil harcın yetkileri kısıtlıydı. Rota hemen Buc's a çevrildi. Ve orda Elanpos Wolkov bekliyordu. Hermit'i gördüklerinde önce biraz affalladılar. Çünkü sakat duruyordu. Ve dilsizdi. Kaleye getirilen Hermit dinlendirildi. Daha sonrada babasının anıt mezarını ziyaret etmek istedi. İsteklerini hep mürekkep ve kağıta yapıyordu. Babasının büstünün karşısına geçti uzun uzun baktı. Daha sonra Elanpos Yanına geldi. "Babanın son kanı bu kadehde saklanıyor" Bunu sana bıraktı bir anlamı var mı" diye sordu. Kanı görür görmez Hermit'e bir şeyler oldu. Can havliyle kadehi aldı ve kana kana içti. Birden gözlerindeki o masumluk gitti ve yerini kin nefret aldı. Ve güçlü duruyordu. Elini uzatarak 10 metre ötedeki asasını aldı ve duvara doğru asayı yere vurdu. odadaki tüm mumlar sönmüştü.
Ve hermit bir ateş büyüsü yaparak duvara şunu yazdı. "Bundan sonra benim adım Silence Ex'Burn'dür. Tüm orduyu savaşa hazırlansın. Yarım kalmış bir hesabım var." Bu ferman sosaria'nın her yerinde dağıtıldı.
bunu bir tek Black Dragon's ve British Önemsememiştir. Blackthorne ise endişelidir. Çünkü Katil lordları öldükten sonra katilleri bir araya getirememiş ve katiller üstündeki egemenliğini yitirmiştir.
Bir gece ansızın Moonglow, Yew, Skara Brea, Vesper, Cove şehirleri düştü. Sabah British uyandığında neye uğradığını şaşırmıştı. Ve Tanrılar Silence'a Shadow Master ünvanını layık görmüştü. Lord British en iyi sovalyelerini Silence'ın peşine taktı. Britain'den çıkar çıkmaz sovalyeler öldrüldü. Ve Silence elçisini British'in kalesine gönderdi. Teslim olman için 2 günün var. yazıyordu kağıtta. Gözlerine inanamamıştı. Odasındaki Pencereden baktığında ise Silence ile yüz yüze gelmişti. Silence gülüyordu.
Ertesi sabah Silence'ın kamp yerine doğru bir grup gelmeye başlamıştı. Bu Divide Et İmpera loncasının başı Djan Saberfang'dı.Niyeti belliydi. Düzeni yok etmek ve chaos'un hüküm sürmesiydi. Silence bu fikre sıcak bakar gibi yaptı çünkü. Djan ve adamlarına ihtiyacı vardı. Britain düştükten sonra onları temizleme planlarını bile yapmıştı kafasında. Ve Britain'e yürüyüş başladı. Savaş çok çetin geçiyordu. Mezar tarafından Djan ve ordusu köprü tarafından Bağımsız Katiller. bastırıyordu.
Gözler Silence ve Resurrected'S loncasını arıyordu. Ve tahmin edilen oldu. Silence herkesin en çok korktuğu yerden girdi. Britain'in 2. bölgesinden. Savaş sırasında Katillerin Bankaya kadar ilerledikleri görülmüştür. Tam kale önünde Silence zehirli 2 ok yedi. Hemen toparlama çalıştılar ancak durumu hiç iyi değildi. Son sözleri şu oldu. Rose sana geliyorum bekle beni....
Eski bir dostu şehirde acı içinde yere düşerken gördü.. Son bir çabaydı son bir hamleyle açılan kapıdan girdiler.. Ertesi sabah uyandığında olanları hayal meyal hatırlıyordu Silence.. Kendine geldiğinde nerdeyim ben ? neden yaşamam için bana yardım ettiniz diye etrafına bakındı.. Yaraları tamamen iyileşmemişti acısını anlıyordu etrafındakıler fakat asıl acı ise içindekilerde gizliydi.. Babasının intikamı ve Rose... Çok sürmedi öğrenmek için bolca vakitleri vardı Bloodtears ve Calimdorun dinlediler, dinlediler... Onların amaçlarıda yanlızca düzeni bozmak katillerin egemenliğinde yönetilen bir düzen kurmaktı... Bloodtears ve Calimdor Oizys adlı loncaya hükmediyorlardı ve bu güçlerini tek bir amaç için kullanıcaklardı, tek bir amaç için çalınmalıydı artık çanlar intikam kokan sokaklarında şehirin alınan son nefes savaş borusunu çalıp katilleri bir araya toplamak için çalınmalıydı...
Sonunda bekledikleri fırsatı bulmuslardı... Günler haftalar aylar birbirini takip etti.. Sehir nöbetciler sehir yollarını kapayan katiller yüzünden gerekli yardımı alamıyordu.. Cove şehrinin yakınlarına var gücüyle katiller kalelerinin duvarlarını Wastellandın kayalarından masumların kemikleriyle ve kanlarıyla sıvamışlardı. Kalenin efendisi Bloodtears kaleden katillerin son hazırlıklarını tamamlaması için silah, büyü malzemeleri ve onları onurlandırıcak katillerin çok sevdiği renk olan kan rengi robeleri etrafa saçıyordu.. Beklenen an geldiğinde zayıf düşmüş şehir korumalarını içeriye giren Centour Calimdor Silence ve nice katiller etkisiz hale getirdiler. Büyülü sözler fısıldandı şehirde birtek masum kalmadı. Calimdor artık şehri kuşattığının haberini tüm Sosariaya haykırmıştı.. Tüm gözler şehrin üzerindeydi artık ve akın akın adının tarihte geçmesini isteyen cesur ve bir okadarda caresiz Britsh askerleri var gücüyle saldırdılar ve sadece masum ruhlarını tanrıya teslim ettiler.. Aradan 3 saat geçti şehire eski tüccar ozamanın acımasız katilleri esnaf oldu. Altınlarını şehrin kasasından katiller tarafından alıcaklardı ve sadece hizmet ediceklerdi katillere..
Katillerin bu kıyameti başlattığı tarih geceye kanla yazıldı.. Bir soy tarihe korku saçmak için ve sadece güç için sırtını dayayabilcegi bir dost, omuz omuza savasabılicek bir kavim yaratmak amacıyla kendını tarihin hızlı akan sularına bıraktı.. Artık Doom ailesi Ex'burn ailesiyle bırleserek korku sacmaya devam ediceklerdi..
Re-Born Of Blackrainbow
Aradan uzun zaman geçmişti. Sosari'da patlayan 2 süpernova tarihin akışını tamamen değiştirmişti. Artık British ve Blackthorne yoktu. Derebeylikler ve loncalar himayesindeydi Sosaria. Düzen yoktu. Derebeylikler hala Bristh'in korumalarını kullanıyor onları para karşılığı çalıştırıyorlardı.
Ex'Burn ailesinden sadece 5 kişi kalmıştı. Marijuanna, Calimdor, Giothine, Vanidy, Hephastios. Hala savaşıyor ama sadece kendi bölgelerini koruyorlardı. Britain'in kuzeyinde ormanlık bir alanda Son Katil kalesi onlara emanet edilmişti.
Marijuanna saklandıklarını düşünüyor ve Calimdor'a isyan ediyordu.
-Calimdor artık vakti geldi. Yeniden herşeyi istediğimiz gibi yapmalıyız.
-Nasıl yapabilirizki Phoenix ve Silence öldü. Aile dağılmak üzere biz son Burnleriz kaderimiz ölümü beklemektir dedi.
Marijuanna birden mızrağını aldı. Ve Silence'ın odasının kapısına sapladı....
Etraf birden kap karanlık olmuş, iblisler gülüşmeye başlamıştı. Ve birden bire kanlı bir cübbe ile bir çocuk gözüktü. haritaya doğru ilerledi. Ve Papua'nın kuzeyindeki Terathan Kalesini işaret edip kayboldu.
Marijuanna bunu bir işaret olduğunu ve Silence'ın kayıp mezarının yeri olduğunu düşündü. Aile üyelerine hemen duyuru yapıldı. Ve kaleye gidildi. Kale'nin girişinde şu yazıyordu.
"İçerde neyi aradığınızı bilmiyorsanız girmeyin. Yoksa kara bir gökkuşağı sizi bilinmezliğe sürükler...."
Marijuanna neyi istediğini çok iyi biliyordu. Calimdor ve Vanidy'i Ejder kanı toplaması için Destardın en alt katlarına yollamıştı nerdeyse onlarda gelmek üzereydi. Ve içeri girdiler. Burası bir yer altı mezarlığı idi akustiği o kadar iyi tasarlanmıştı ki. Giren kaybolabilirdi. Ayrılmamayı tercih ettiler. 2 gün durmadan ilerlediler. En sonunda garip bir şey oldu. Bir lahit'e ulaştılar üstünde Elfçe birşeyler yazıyordu.
"Bu mezarı her kim açarsa Sosaria'nın sonunu getirebilir. Her kim Ateş ve kan ile bu mezarı sularsa o asla Affedilmeyecektir.Calimdor içinden Ateş büyüsünün gizemli sözlerini okumaya başlar. Ve Hephaistos Marijuanna Vanidy aynı anda sol bileklerini keserler. Lahite durmadan kan akar ve birden Yine o kırmızı ışık mezarın kalenin etrafını sarmıştır. Lahitte bir patlama olmuştur. Ve bu Britain şehrinde kalesinde oturan derebey'i bile rahatsız etmiştir.
Marijuanna lahiti kaldırdığında birisi yatıryordu. Silence dedi yavaşça.
Ve birden bire uyandı... Bir garip gözüküyordu. konuşmuyordu. Olanları hatırlamaya çalışırken. bir kitap buldu Hephastios. Kitapda şu yazıyordu. Son Re-Bornlar Silence ve Phoenix'dir ikiside katledilerek, zehirlenerek, savaş alanlarında ölecektir. İkisi öldüğü vakit ruhları yetenekleri ve düşünceleri birleşecek ve sosaria'yı kara bir gökkuşağı gibi baştan aşağı saracaktır. Her kim onları uyandırdıysa şunu iyi bilsin. İki oğul bir bedende Hem savaşçı hem büyücü.
Deathcage Ex'Burn
Burnler gözlerine inanamadı. Herşey planlıymış herşey biliniyormuş dediler. Deathcage 500 yıl önce yaşamış Silence ve Phoenix'in babasıydı. İlk Katil lordlarındandı. Nasıl olur diye düşünüyorlardı.
Birden bire lahiti unuttuklarını fark etmişlerdi. Arkalarını döndüklerinde kara cübbeli sırtında Halberd'ı elindede büyülü bir kılıçla onu gördüler.
Ve şunu dedi. Dostlarım; Buraya beni uyandırmaya geldiğinizi biliyorum. Artık ben Silence veya Phoenix değilim. Bundan sonra adım Blackrainbow olarak bilinsin.....
İlk fermanıda şu oldu. Tüm lonca ve derebeyliklerine bu bildiri ulaklarla gönderildi.
Yapılan hiç bir şey cezasız kalmayacaktır. Akıttığınız her Burn'un kanı için elimden ne geldiyse yapılacaktır. Ne Deccal nede Mephistoles. Hepsi size yaşatacağım acılar yaşatacağım yenilgilerin yanında hafif kalacaktır.
An itibari ile The Burn'Out siyahlara bürünmüştür.